OTURAKLI UÇARI

Kurulu saat, pimi çekilmiş bomba, volkanik dağ, ateşle barut aynı anda yanyana. Topla hepsini, al sana ebegumeci.

08 Şubat 2010 Pazartesi

gül

Bulamadim dunyada gonule mekan,
Nerde bir gül bitse etrafı diken...
Diye başladık söze. Dokundu titreyen dallarına gönül yapraklarının da bir latif hissiyat kapladı ruhumuzu inceden. Ne hazin ki bakmayı bilmeyenlerdenmişiz. Meğer bileydik asıl gülün dolaylarında diken değil, dikenin ortasında gül varmış. Diken zaten gül açmadan önce ordaymış. Bu yerlerin asıl sahibi dikenmiş. Önce o demler, ağır kısık ateşte, yakarmış ki canı, sonrasında bata kanaya zevk versin o gül dikeni. Öğretirmiş nasıl olunur o tatlı mazoşizmin insanı. Mazoşizm! En özeti bu olsa gerek gül ızdırabının. Kendi latif, rengi latif, toprağı, dalı ve dahi dikeni latif. Onun için "nerde bitse bir gül fidanı, olacak elbet etrafında dikeni." Zevkle seve seve.....

avatar gıriinpiyys ve iskender pala (ne alakası varsa)

Efenim bir evin içinde yedi kişi yaşamaya alışınca yalnızlığa rücuun az biraz zor gelebilitesi olsa da mecburi istikamet Esk. Elimiz mahkum.
Allemdurik'in Katre i Matem'e methü senaları içimde kitaba karşı bir okuma isteği uyandırmış vaziyette. Halbuse Babil'de ölüm İstanbul'da Aşk ve Kitab-ı Aşk'ı okuduktan sonra anti İskender Pala'cı olmasamda içimde İskender Pala'ya karşı bir antipati beslediğim kesin. Ruhlarımız barışmıyor kendisi ile. (Tüh tüh İskender Pala şimdi buna çok üzülecek) Bakalım; evvela kitabı ablamdan, benden önce davranıp, ödünç isteyen insan kişisi okusun , sonra ben de diğer okunmayı bekleyen on yüz bin milyon kitapla beraber okunmayı beklemek üzere Katre i Matemi de götürecem inşaAllah u Rahman. İçinde çok miktarda, lüzumsuz, abartılı aşk kelimesini barındıran kitaplara ilgim yaşlandıkca azalıyor sanırsam. Bilmem aşkın içi boşaltıldığından mı ya da aşk olmadığından mı belli değil?
Hayal gücüm sınır tanımıyor okuyucu. Anlatsam şaşarsın bi Pandora da benden çıkar. Adamlar boşa kafa yormuşlar. Halbuse bana gelip "Zeynep bacı bilinçaltında hangi manyak hadiselerin izlerini taşıyosun, taşıyosun da rüyaydı bilmemneydi vırt zırt bunca fantastik, macera saçmalığı üretmeyi nasıl beceriyosun" deselerdi filmi ucuza getirirlerdi haberleri yok. Avatar'mış pehhh!!!. Ankara'ya geldiğimizden beri bi rüyalar bi rüyalar. "Rüya nübüvvetden bir cüzdür." hadis i şerifi mücibince hayra gelmelerini umarak, zahir manalarının güzel görünmeleri ile bir ümitvar bir neşeli oluyorum aman deymeyin. Böyle cennetimsi mekanlar, çayır çimen, sular, atlar bi şeyler. Neyse yani öyle işte. Hala Ankara'dayız. Kesinlikle ve kesinlikle sıcak iklim insanıyım okuyucu. Bi kaç gündür Ankara çok da güllük güneşlik olmasa bile yine de çok soğuk değil di amma ve lakin az daha güneş fena olmazdı. Alem küre fazla ısındı diye tutuşa koysun, büyük adamlar konferanslar verip, kongreler düzenleyedursun, greenpeace milleti bilinçlendirmeye savaşsın benim kutup ayıcıklarının küçük buz kütleleriyle denizin üzerinde kalmasından başka duyduğum hergangi bi rahtsızlık yok. Ölmicez mi kardeşim horlamayın dünyayı, kürecek ısınıyoz işte fena mı?.....

07 Şubat 2010 Pazar

sevgililer günü fuarı

Ankara'da ot bahana çöp bahane vırt zırt fuar. Şikayetçi falan değilim bilakis işime geliyor okuyucum. Seviyorum ıncık mıncık şeyleri ennihayetinde cins i latif dedikleri türden yaratılmışız. Anneler günü fuarı, sevgililer günü fuarı, kabotaj bayramı fuarı, Ankara'nın kurtuluş günü fuarı vs. vs. Malum önümüz ondört şubat olduğundan kelli ( sanki herkesin çok umurunda) sevgililer günü!!! bahanesi ile yine fuar açıldı. Betişimle kol kola girdik teyze yeğen fuar alanına doğru yürümekte idik ki arkamızdan yürümekte olan çiftin konuşmalarına ister istemez şahit olduk.
Kız:
Ay şimdi içersi bissürü sevgilisine hediye almaya gelen vıccık vıccık insanlarla doludur dimiiiiiii! diyordu. Erkeğin verdiği cevabı duyamadım. Ne demişler?" Kişiyi nasıl bilirsin? Kendim gibi." Naapsın zavallıcık fuara bütün gelenleri kendisi gibi erkek ya da kız arkadaşlarını kollarına takıp hediye almaya gelen vıcık vıcıklardan zannediyor garibim. İçerisi de aile doluydu halbusem. O değil de sevginin!! nasıl oluyor da bir güne sığdırılıp, sevgilinin yalnızca o gün hediye alınması gereken kişi haline getirildiğini anlamam mümkün değil. Eğer aptalığım yüzündense ben önde giden olmaya razıyım. Maksat alışveriş olsun. Şimdi kapitalist düzen, tüketim toplumu, alışveriş çılgınlığı vesaire muhabbetlerine girmeye hiç niyetim yok ama söylemesem de içimde patlardı. Zira kasden içimize sokulmuş değil de ne? Zoraki kakaklanmaya çalışılan vırt günü zırt günü adetleri türk milletinin içine nasıl aşılandı nerden sokuşturuldu Allahasen? Arkadaşım bizim kandillerimiz var bayramlarımız var. İlla hediye alcaksan ki sünnettir kandillerde birer kızıl gonca hediye ediverin sevdiklerinize. Bi de yeni yıl mevzuu var hiç girmiyim. Neyse Ankara'dan bildirdim okuyucu. Bi haller bi şeyler dünya alem herkes bi nane tutturmuşi gidiyo anasının gözü. Ben de bi hallerdeyim ya. Ama ne....

04 Şubat 2010 Perşembe

Tımaraneden az evla

Hayatımızda ne kadar az güzel şey kamış. Ya da hayatımızda kaç tane güzel şeyin farkındayız. Düşünmeden edemiyorum. Diyorum ya düşünüyorum öyleyse hindiyim diye. Hani hemen şu bir önceki postta curcuna bilmemney bi şeylerden bahsetmişim ya, ne curcunası? Bir iki gün öncesinde curcuna diye bahsettiğim şey de neymiş?. Asıl curcuna dün başladı. İki gündür teyzemin evindeyim. Halimiz pür melal. Nasıl traji komiğiz. Susmadan ağlaşan üç çocuk, iki ihtiyar ve ağlayan çocukları susturmaya çalışın üç yetişkin hatun kişi felek şaşmakla meşgulüz. Anacım alışmışım ben dingin hayata. Teşbihte hata olmasın bekara karı boşamak kolay derler. Ben de orum orum öterdim vakti zamanında çok çocuk doğuracam çok çocuk doğuracam diye. Doğur güzelim doğur da gör o çocuklar hep bir ağızdan ağladığında dünya kaç bucakmış, nereye kaçılırmış. Yavrucaklarım doğmadan önceki şu sakin zamanlarımı daha fazla kitap okuyarak geçirmeliyim diye düşünmeden edemiyorum. Kalabalık istemiyor kafam. Seviyorum tenhalığı. Ve yanında kendimi hem yalnız hissedeceğim, yalnızlığıma dokunmayan hem de beni yalnız bırakmayacak insanları seviyorum. Tuhaf mıyım ne?

03 Şubat 2010 Çarşamba

AnKARa

Ankara'da sisli, karlı bi öğlen üzeri. Güneş sisin ve bulutların arkasından bütün kavuruculuğuyla kendini göstermeye çalışsa da nafile. İnsanın aklına ister istemez o şiirin dizeleri geliyor. Ankara'da Allemdurik'in evindeyim. Bana göre ablamın hayatında bir dönem kapandı ve yeni bir miladın başlangıcı yapıldı bile. Hayırlı uğurlu olsun şak şak şak. Malum taşınma halinden mütevellit internet yok idi. Dün bi ara az bi şey çiziktirme imkanı bulduysam da biriktirdiklerimi yazmaya yetecek vakit yoktu. Zaten günlerdir curcuna telaşe internet olsa da nereye yazıyon? Hoş curcuna bitmiş değil ikiye katlandı ya neyse. Kaptırmışız öööle gidiyoruz. Evin içi karılar hamamı gibi. Başta ben. Sadece "yemek hazır hadi sofrayaaa" diye insanları davet edebilmek için bile son perdeden bağırmak mecburiyetinde kaldığımdan kelli sesim yeni doğmuş kedi yavruları gibi cıyk cıyk kısıldı. Tuzlu suyla gargara bitki çayı bi şeyler bi şeyler anca normale döndü. Sonra bi alışveriş çılgınlığıdır gidiyo. O çarşı senin bu mall benim zingir zingir gezme tabirinin ne demek olduğunu bizzat tatbik ederek öğrenmiş bulunmaktayım. Ha bi de ayaklara kara su inmesi durumu var ki onu hiç sorma canım okuyucu. Bu arada bir de hediye aldım. Eniştem İstanbul'a iki günlük bir ziyaret gezisi yaptı. Dönüşte bana da kitap getirmiş. Mehmet Akif Ersoy'un (ki çok severim) bir çevirisi, yamulmuyosam Mısır'lı Muhammed Ferid Vecdi'nin "müslüman kadın" isimli kitabı. Okumaya başladım bitirince izlenimlerimi aktaracam inşaAllah. Bu arada curcunadan ara ara çocukların odalarına kaçıp imam Gazali'min Mükaşefetül Kulub unu okumaya çalıştım az biraz. "Zeynep" dedim. "Bakalım önce bi kendi kalbini keşfet" ama nerde? Bakalım arıyorum ne zaman bulacam Allah bilir. Bizim Somali'li Zeynep mail göndermiş. Ne kadar da sevindim. Bizi hala unutmadılar. Beraber yaptığımız şeylerden bahsetmiş. Yaptığımız yemekleri, ezanı özlediğini, bana sarılmak istediğini yazmış. Ailenin her ferdini bebeğe kadar tek tek unutmadan ismen zikrederek selam göndermiş. Dualar etmiş. Bi gün tekrar bir araya geleceğimizi ümid ettiğini yazmış. Uzun uzun döşenmiş. Gerçekten de hakikatli insanlarmış. Allah her şeyi gönüllerine göre versin. Ben aslında bambaşka şeyler yazacaktım bu gün okuyucu. Çok şey birikmişti on beş günde. Ama ne yazmaya halim var, ne de aklımda kalmışlar. Unutmuşum gitmiş. Sadece şunu söyleyebilirim. Bebeğimle beraberim mutluyum.

02 Şubat 2010 Salı

Bulduğum ilk internetli ortamdan bildiri yapıyorum okuyucu. Zira iki haftadır ilkel dönemlere ait günleri bol miktarda yad etmedeyim. Bir yandan da aslında her şey internet olmadan önce ne kadar da ......ydı diye düşünmedeyim. Sakar hafiye'm ve Derya ablacım mmmm ben yokken neler neler yazmışsınız. Sizi okuyabilecek kadar vaktim olmadığından kelli vakit ve internet bulabileceğim zamana ertelemekteyim. Sevgili blogum seni seviyor, ana sayfandan öpüyor, yeniden görüşene dek teyzelerim ve ablamla beraber Ankara'nın altından girip üstünden çıkmaya gidiyorum byyyy.

22 Ocak 2010 Cuma

özledim


Yarın teyzesi sarı köfte kuşunu kucağına alıp alnına düşen sarı kıvırcık saçlarından koklayarak öpecek inşaAllah.