ebegümeci

Kurulu saat, pimi çekilmiş bomba, volkanik dağ, ateşle barut aynı anda yanyana. Topla hepsini, al sana ebegumeci.

17 Kasım 2009 Salı

gel de dellenme


Biri eşarbımla uğraşır, öbürü hafızlığımla. Ulan siz kimsiniz benim hayatım benim. Ben sizinkine karışıyom mu lan? Bi defolun gidin, bi rahat bırakın. Biri telefonda vik vik, öbürü yavşak farecik adamı sinirden zıplatır bunlar. Zeynep diyorum sakin. Bak yarın mahşerde delil olarak sunulmak üzere senin parmaklarından dökülen bu yazılar önüne çarşaf gibi serilecek girme günaha. Yok olmuyo gözünü sevdiim. Zorla sokarlar sen istemesen de. Gel de dellenme.

saLaksal değer:P

Nerden duyduğumu hatırlamıyorum ama insanlar yaşadıkları yerleri iç dünyalarına göre dekore ederlermiş. Yani eğer bir insan çiçekli miçekli, öcüklü böcüklü cıvıl cıvıl mekanlarda yaşıyorsa iç dünyası da öyle olurmuş. Ya da siyahlar, griler, kurukafalar ve daha bir sürü iç karartıcı objeyle doldurulmuş yerde yaşıyorsa, yine bu dekor da iç dünyasının bir tezahürü oluyormuş. Bilenler bilir benim annekuşum da her yeri böyle çiçekle doldursun, yapay olsun doğal olsun farketmez. Bulduğu en minik boşluğa bile bi süs eşyası tıkıştırsın, manzara vs. tablo asılmadık duvar kalmasın öyle bir insancıktır canım benim. Bazen isyan ederim "Evimiz bu kadar kalabalık olmak zorunda mı? Ne kadar zor toz alınıyor senin haberin var mı?"diye. Ama naapsın kıyamam ruh hali rengarenk demekki. Lafı bu kadar dolandırdıktan sonra asıl söylemek istediğim şeye gelelim. Anne kuş beni yanına çağırdı. Evimizde bulduğu boş bir duvara ya da onun gözüne boş görünen bir duvara tablo çakacakmış. Yardımımı istedi. Yine bilenler bilir resme eğilimim oldukça fazladır ve eğer elim eğitilirse çok da başarılı resimler çıkarabilirim ortaya ki eğitilmişliği yok yine de yaptığım resimleri "Sen onların kıymetini yarın bilceksin" deyip saklar anne kuş. Anne kuşun duvara asmak istediği tabloya şöyle bi baktım. Yapana saygısızlık etmek istemem ama amatör bir türk ressamın elinden çıkmış yağlı boya tablo gözüme o kadar karmaşık ve o kadar çirkin göründü ki anneme:
Annecim bu tabloyu ne demeye duvara asıyoruz bilmem? Çok çirkin, hem de hiç bir sanatsal değeri yok bana göre. diye çemkirdim. Anne kuş cevaben:
Olsun saLaksal değeri var sen ona bak. diyerek lafı gediğine cuk diye oturtup beni gülme krizine soktu ya helal.

11 Kasım 2009 Çarşamba

tıssssss


Bu akşam bize birisi geldi tamam mı okuyucu. Normalde benimle hiç bir çeşit iletişime açık olmadığı gibi bir de beni düşman belleyen bir tutum ve tavır içerisindedir her zaman. Ben de yanlarında oturup günaha gireceğime, kendimi de sinir edeceğime öbür odaya geçip oturdum. Tv nin sesini de sonuna kadar açtım ki konuşmasını duymayayım. Tabii Allah'ım ömür versin annem zırt pırt yerli yersiz beni yanına çağırıp durdu. Hiç gereksiz yere o insanın yüzünü görmek mecburiyetinde kaldım. Neyse yine seslendiler. Gittim yanlarına. Bahsi geçen insan kişisi cep telefonuna hint müziği yüklemiş. Annem de ilgili olduğumu bildiğinden "gel bak dinle ne hoş şarkı" dedi. Annem bunları söylerken şarkı şöyle bi kulağıma çalındı. Daha önce de bahsetmiştim bizim uydudan çıkan kanalda hint klipleri yayınlıyorlar diye işte o kanlda bu şarkıyı sadece ya bir kez ya da iki kez duymuştum ve internetten aramaya çalışmıştım. Ancak, sadece aramaya çalıştım, arayamadım bile. Şöyle ki bu gerzek kanal bizim Türkiye'deki kanallarda olduğu gibi şarkının başında ve sonunda şarkının ve şarkıcının ismini yazmıyor. Sadece şarkıları filmlerden alıntı görüntüler eşliğinde dinliyorsunuz ve bitiyor. Eğer bir şarkıyı beğenecek olursanız kadere kısmet sabaha kadar bekleyin artık belki bi daha çıkar da dinleyebilirsiniz. Annemin beni yanına çağırıp da "dinle bak" dediği şarkı benim daha önce duyup, beğenip, adını sanını kimin söylediğini bilmediğim şarkının ta kendisi olmasına rağmen ve ben bu şarkıyı bulmak için daha iki gün önce kıvranmış ama bulamamış olmama rağmen sırf o insanla herhangi bir diyalog içerisine girmek istemediğim için "hı hı çok hoş hadi ben içeri giriyorum" dedim ve odayı terkettim. Böhüüüüüüüü ya ben o şarkıyı diynemek istiyorum argadaşım. Melodisi tam olarak kulağımda, ama o tınıyı mırıldanmak için Sakar'ı ya da Deryoşu nerden bulcam Allah'asen. Onlar diyneselerdi belki bana şu filmin içindeki bu şarkı derlerdi de, ben de o şarkıyı bulabilirdim de, dinleyebilirdim de, o sinir insanımsı kişiliğe de "hıh" yapabilirdim negzel. Azimliyimdir istedim mi bulurum da Allah'ın izniynen. Ade bulunca paylaşcam senle de okuyucu. Çok paylaşımcı bi kişilikimdir sölemesi ayıp:) Haa bi de o insansı yaratık gitmeden önce bana yine bi posta şarlamayı ihmal etmedi tirbiyesiz.

tecrübe

İnsanı en ağır, en çok sevdikleri yaralarmış.

Şehrayin şarkıları

Sen, bir garip delisin, gozleri perdelisin
Erzurum garinda banklar ustunde,
Susuzluktan aglayan bir guvercin icime vurur kanatlarini
Nagmelerin atesinde parlayan kuslar,
Boluk boluk hayatima giriyor
Butun cıglıkları kusanmis olum,
DudaklarImda siyanur
Oysa bilmiyor ki bu yolculuktan,
Yollar tukensede donmeyecegim
Seni yasamadan olmeyecegim ....



Daha dokunmadan kurudu irem,
Collere bir turlu yagamiyorum
Yeni bir kosunun baslangicinda
Biraz deprem sonrasi ,
Biraz sehir hulyasi
Bir kalp yangınından geriye kalan,
Siyah gozlerine beni de gotur.
Artik bu yerlere sigamiyorum.
Pembe ucurtmalara yolladigindan beri ,
Sarardi tiryaki menekseleri
Sonbaharin tozlu kafeslerinde
Sevgi turnalari yakaliyorum
Turnalar gidiyor,
Ben kaliyorum.
Avareyim, asudeyim, yorgunum
Bilmiyorum neden sana vurgunum.
Erzurum garinda banklar ustunde
Uyku tutmuyor karanliklari
Yitik duslerimi kovaliyorum
Golgeler gidiyor,
Ben kaliyorum.

Bu şiiri her okuduğumda Nurullah Genç'in halet i ruhiyyesi biraz bana da geçer. Böyle azıcık hüzünlü, azıcık buruk olurum. Yine de ara ara aklıma geldiği zaman okurum. Tabii buraya yazdıklarım, şiirin sadece bi kısmı, yani şiirden tırtıkladıklarım. Nurullah Genç şiirleri hoşuma gider. Dedim ya aynı halet i ruhiyye bana da geçiyor diye. Kendimi hemen Erzurum garına, banklar üstüne atıveririm. Bakarım, kolaçan ederim, anlamaya çalışırım. Yine de güzel hisler uyandırır bende bu şiir. Uyandırırdı. Ta ki Erzurum garında o on iki yaşındaki küçücük çocuğun cesedi bulunana kadar. Gündemi takip eden herkesin haberi olmuştur. O yüzden bu konuyla ilgili fazla şey yazmak istemiyorum. Üzerine çok konuşulabilecek bi şey de değil zaten. Şimdi bu şiiri her okuduğumda o içli, sevimli, cazibeli ruh haline bürünmek yerine, bu cinayeti hatırlayacağım. Rabb'im geride kalanlarına sabır versin.

09 Kasım 2009 Pazartesi

doctor who'vanım


Bazıları üfürükten teyyare bilimkurgu hikaye dese de ben Doctor Who'yu sefiyorum. Her ne kadar bbc'nin 2005 te çektiği bölümleri bize 2100 un arefesinde kakakladığı için accık yavan olsa da olsun varsın. Doctor'umuz o bizim, sefiyorum, canımız cicimiz. Gelgelelim Doctor karekterini canlandıran tipitoş Christopher Eccleston amcamın öbürsü sezonlarda değişip Doctor'u başka birinin canlandırdığını öğrenince ne kadar derin bir acı duydum annatamam. Eski Doctor değişince yerine gelen nasıl onun gibi fentestiiiik diyebilir ki hem hıııı? Ben yamtirik ve sarı dişli, yelken kulaklı, sivri burunlu, tipitoş doctor u istiyom ya beneneeeee.....

Gelelim Merlin'e. Burdan çok sevgili vampir dişli ama yine de yakışıklı Arthur'a bi selam etmezsek olmaz. Yine karizmasını konuşturdu. Arthur'u DoktorWho'dan daha çok sefiyoruz, daha çok canımız, cicimimiz. Hade yeni bölümleri ipinen çekiyoz;)


pi es: Neden ise aklıma birden

"Kalbime koy başını doktor, nabzımı bırak
Gülen gözüme değil, ağlayan gönlüme bak
Bir an yaşa ruhumda,gör çaresi ne uzak
Gülen gözüme değil, ağlayan gönlüme bak"
diye sözleri olan eski türk sanat müziği şarkısı geldi.
Güzeldir seferim dinnemenizi tavsiye eder, gözlerinizden öper Doktor Who ve bu şarkı arasında nasıl bağlantı kurmaya becerebildim keşfedemeden buralardan çeker giderim. İşim var okuyucu.

08 Kasım 2009 Pazar

kadın zekası


Erkek:

Hayatım ne kadar da güzelsin! Acaba tanrı seni neden bu kadar güzel yarattı?

Kadın:

Sen beğen diye hayatım.

Erkek:

Nedense bir o kadar da aptalsın ama!!!

Kadın:

Hahayyyt neden olacak? Seni beğeneyim diye...